Miran Erdem
Tarihler 12 Mayıs 2025’i gösterdiğinde, Türkiye uzun yıllar sonra duyduğu en sarsıcı ve aynı zamanda umut verici cümleyle karşılaştı: PKK, silahlı mücadeleyi bitirdiğini ve kendini feshettiğini ilan etti. Bu açıklama yalnızca dağlardan şehirlere kadar uzanan bir çatışma tarihinin değil, aynı zamanda toplumsal bir yarığın kapanması için de kapı araladı.
Kuşkusuz ki bu gelişme, yıllarca evlatlarını kaybetmiş anaların, evlerinden göç etmek zorunda kalmış ailelerin, kimliğini konuşmaya korkan gençlerin kulağında çınlayan bir cümleydi. Silahlar susmuştu. Şimdi sözü olanların konuşma zamanıydı ve taraflar el sıkıştı!
Ama ne yazık ki bu açıklamanın hemen ardından, bazı çevrelerce eski defterler açıldı. “Devlet teröristlerle mi anlaştı?”, “Kürdistan mı kuruluyor?”, “İktidar gizli pazarlık mı yaptı?” gibi sorular havada dolaşmaya başladı. Bu soruların alt metninin Kürtlerin eşit bir vatandaş statüsüne erişmesini engellemek olduğunu ve barışı istemeyenlerin argümanı olduğunu belirtmek pek de yanlış olmaz.
Gerçek şu: Barış, masa başında değil; sahada, toplumda, yürekte inşa edilir.
PKK’nin silah bırakması aynı zamanda Türkiye’nin değişen koşullarının, Kürt halkının siyasi ve demokratik yollarla çözüm arayışlarının da bir sonucudur. Abdullah Öcalan’ın örgütü feshetme çağrısı da bu sürecin önemli bir bileşenidir. Artık dağlar değil, meydanlar ve meclisler konuşmalı.
Burada devletin rolü çok kritik. Bu adımı sadece “teslimiyet” ya da “zafer” olarak okumak sığlıktır. Devlet, eğer gerçekten bu topraklara huzur getirmek istiyorsa; adaletin, eşitliğin ve demokrasinin çıtasını yükseltmek zorundadır. Kürt yurttaşların kimliklerine, dillerine ve haklarına saygı duyan; aynı zamanda her türlü silahlı şiddete net bir mesafe koyan bir yaklaşım, hepimizin ortak geleceğidir.
Çeşitli duygularla barışa şüpheyle yaklaşanlar olabilir. Onlara da hak verilmeli, çünkü bu ülkenin geçmişi acı doludur. Ama unutmamak gerekir: Barış, sadece çatışmanın bitmesi değildir. Aynı zamanda güvenin yeniden inşa edilmesidir. Güven de cesaretle, açıklıkla ve kararlılıkla inşa edilir.
Bu saatten sonra herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Siyasetçiler, medyada konuşanlar, sosyal medya kullanıcıları… Kimse bu hassas süreci çarpıtma, kirletme, düşmanlaştırma lüksüne sahip değil. Unutmayalım: Barış, bir tarafın değil; hepimizin kazanımıdır.
Artık yeni bir hikâye yazma zamanı. Silahların değil, sözcüklerin konuştuğu, ötekileştirmenin değil, ortak yaşamanın önemsendiği bir Türkiye mümkün. 12 Mayıs, bu hikâyenin ilk satırı olabilir. Devamını getirmek ise hepimizin sorumluluğu.

