Bayram Ezer, 2011 yılında İslam dinini sorgulamaya başladı. Irak ve Suriye’de İslam adına gerçekleştirilen vahşi eylemler ve savaş görüntüleri, Ezer’in inancında derin bir kırılmaya yol açtı. Kadınlara yönelik şiddet, yaşlıların katledilmesi ve savaşlarda esir alınan kadınların cariye yapılması gibi uygulamalar, onun İslam dinine olan inancını sorgulamasına neden oldu.

Ezer, bu süreçte atalarının inancı olan Zerdüştlüğü araştırdı. Zerdüştlüğün toplumsal adalet, ekoloji, kadın-erkek eşitliği ve dürüstlük gibi değerlerinin kendi hayat ve kişiliğiyle örtüştüğünü belirterek, İslam dinini reddettiğini ifade etti. Ancak bu değişikliği uzun süre saklamak zorunda kaldı.

İnancını ailesiyle paylaşmaya başladığında sert tepkilerle karşılaştı. Özellikle annesi, “Baban duyarsa seni öldürürler” diyerek uyardı. 25 Şubat 2020’de babası ve abileri tarafından tehdit edildiğini belirten Bayram Ezer, “Bana ‘Eğer inancından vazgeçmezsen seni öldürürüz’ dediler” ifadelerini kullandı.

‘‘Ailemden ölüm tehditleri aldım’’

İnancını özgürce yaşayamadığını ve sosyal çevresinde de dışlandığını anlatan Ezer, arkadaşlarının kendisiyle konuşmayı kestiğini, kız arkadaşının ise inancı nedeniyle kendisinden ayrıldığını söyledi. Ailesinin ölüm tehditleri ve sosyal izolasyon nedeniyle psikolojik olarak büyük bir yıpranma yaşadığını belirten Bayram Ezer, zaman zaman şiddete maruz kaldığını ve artık Türkiye’de yaşamanın kendisi için bir eziyete dönüştüğünü dile getirdi. Ezer, yaşadığı bu süreci şöyle anlattı:

‘‘Toplumsal aidiyet duygumu yitirdim. Dünyanın bu kadar kötü olmasını kabullenemedim. Kendimi hep gerçekleştirmek istedim. Ama ne ailem ne de çevremdeki insanlar buna izin vermedi, beni sürekli baskı altına almak istediler. Yaşadıklarım beni çok yıprattı. Benim gibi insanların çoğunlukta olduğunu biliyorum. Sağlıklı bir ruh haliyle yaşamak istiyorum. Bunu yapmak içinde ne gerekiyorsa yapacağım. İnsanların bunu bilmesini istiyorum.’’

 Türkiye’de inanç özgürlüğü anayasal olarak güvence altına alınmış olsa da, uygulamada çeşitli zorluklar yaşanıyor. Özellikle farklı inanç grupları ve inançsızlar, sosyal baskı ve ayrımcılıkla karşılaşabiliyor. Bazı dinî topluluklar resmî olarak tanınmadığı için tüzel kişilik ve bazı haklardan mahrum kalıyor.